Skip to content

Category: Bekleyin Bizi

MEKTUP

Ey yıldız
Çoban yıldızı
Karanlığa kafa tutan
Gürültüsüz aydınlık
Mektup almak istiyorum
Bilip de ulaşamadığım

Ülkelerden,
Doğurgan
Direngen
Anaların ülkesinden
Mektupta kalem
Tutan ellerin sıcaklığı
Okyanusları aşan
Kardeş türküler
Yaralı güvercinin
Kanat çırpışı
Sevgilinin
İşlediği mendil
Duyguların
Satırlara akışı
Ziyaretçi bekleyen
Mahkum
Doğumunu bekleyen
Çocuk
Unutulmuşluğa başkaldırı
Taze
Sıcak
Ve
Demli
Bir mektup.

                          
6.1.1999/ Hüseyin Uçar          

GÜN OLUR

Bilime açılan kapı
Bizim kapımız
Yoktur alın terinden başka
Ne malımız
Ne tapumuz
Gün olur öğreniriz
Halay çekmeyi
Güvercin uçurmayı
Gül sunmayı sevdiklerimize
İşte
O zaman
Ne düşünceye
Kurşun sıkılır
Ne vurulur ellere kelepçe
Atılır yorgunluk
Elerde karanfil
Uçuşan güvercinler
Dillerde şarkı
Barış bahçesine
Dönüşür ülke
Yok edilir açlık
Yoksulluk kalkar rafa
Mutlu yüzler
Gülümseyen dudaklar
İşte bu olmalı ilke.

 

26.7.1989 / Hüseyin Uçar

SIRMA SAÇLIM

                                 – Hatice’ye-

 

Anlatabilecek misiniz
Neler çektiğimi
Sözcükler
Otomatik kapılar
Karşı binalar
Kuleler

Fælledparken

Suskun, tedirgin
Beklemek ameliyat kapısını
Kımıldamadan
Bir noktada
Yoğunlaşarak
Özlemlere gidip gelen
Buğulu gözleri
Kızım sırma saçlım
Bu kaçıncı
Seni güler yüzlü
Hemşirelere
Sakallı doktorlara
Teslim edişim
Korkma onlardan
Onlar Lokman hekimin
Hipokratın torunları
Bu son olacak
Bana inan yavrum
Ne dudağında
Ne damağında
Bir iz kalacak
Sırma saçlım
Karanfilim
Kır çiçeğim
Okşadım yanaklarını
Seslendim işitmedin
Ben de uyuşturulmuş gibiydim
Taşımadı ayaklarım
Kanepeye yığıldım
Bekliyorum gözlerim kapıda
Saate dönüşen dakikaları
Günden uzun saatleri sıralayarak
Anlatabilecek misiniz
Neler çektiğimi sözcükler
Var mı gücünüz
Benim kalmadı.

 

19.3.1990 / Hüseyin Uçar

 

 

 

 

 

 

 

 

 

MAYISIN AĞAÇLARI

Ağaçlar Mayısın ağaçları
Rengarenk
Yaprakları
Çiçekleriyle
Ne güzel belgeliyor yaşamı
Sallanıyor dallar bahtiyar
İnsanlar öldürülüyor
Ülkemde
Düşündüğünü söylemek yasak
Tutmuşlar köşe başlarını
Ateş ediyorlar
Ufka
Düşünceye
Umuda
Bombalar patlıyor
Gece yarıları
Ateşe veriliyor
Evler
Kitaplar yakılıyor
Gülen yüzler
Bakan gözler
Türkü söyleyen diller
Susturulmuş
Okunmamış gazeteler
Serilmiş üstüne
Yatıyor birileri
Caddede upuzun.

 

 20.5.1990 / Hüseyin Uçar

GÜNAYDIN

Günaydın çocuklar
Günaydın dünya
Günaydın kırk yaşım
Acılar yumağı ömrüm merhaba
Neresindeyiz  yolun
Günaydın mı, elveda mı yakın
Çıktım Ishøj tepesine
Geçmişi seyrediyorum
Sevinçlerde yaşadım
Ülkelerde dolaştım
Açıldım okyanuslara
Gezgin amaçlı değil
Ekmeği kovaladım
Sevdalar yaşadım bir başıma
Kerem gibi Aslı’sız
Özlemler yaşadım yankısız
Sade, berrak, pırıl pırıl
Ne acılar bıraktı yakamı, nede türküler
Aç dolaştım özgürce
Seyrettim yarı baygın
Yarı çıplak vitrinleri
Gözlerim hüzün yüklü
Mendil serdim, el açtım merhametsizlere çaresiz
Nefes alıp veren iskeletim Afrika’da
Dünyanın en zengin ülkesinde, bayramlık koyun
Din tacirlerinin elinde cennete adak
Irkçıların horladığı yabancı işçi
Politik göçmen
Sevgilimin elinde kirli mendil
Geçiyor gözlerimin önünde yıllar
Kovalıyor sorular birbirini
Yargılıyor kırk yaşım beni
Bu kitaplar niçin duruyor raflarda
Kimler tüttürüyor bu uzun bacaları
Niçin hapishaneler tıklım tıklım
Konuş çağdaş köle
Hani nerede, el verip bel bağlayıp
Gönül verdiklerin?
Yemeyip yedirdiğin giymeyip giydirdiğin
Hani nerede kırk yılın meyveleri
Hepsi çürüdü mü dedin
Farkındayım, yolun ayrımındayım
Günaydın çocuklar
Günaydın dünya
Günaydın kırk yaşım
Acılar yumağı ömrüm merhaba.

 

5.6.1990 / Hüseyin Uçar

DAYANAMAM

Parmaklar ince ince
Ürperir el değince
Dayanamam sünbüller
Yarim boyun eğince

Ben aşka aldanmışım
Baharı donanmışım
Geçmiş böylece yıllar
Bir baktım yaşlanmışım.

22.02.1990 / Hüseyin Uçar

BEBEĞİM

Günler haftaları
Haftalar ayları
Tamamladı

Geceler gündüzü
Gündüzler geceyi
Kovaladı
Doldu zaman
Bir çocuk sesi duyuldu
Unuttu yorgunluğunu
Uykusuzluğunu
Anne
Yatırdı göğsüne
Geceyi
Umudu
Bebeyi emzirdi
Sıraladı bildiği ninnileri
Uyuttu kollarında
Görmek istiyorum
Bebeğim
Seni okul yollarında.


26.8.1988 / Hüseyin Uçar

EZGİLER

Ey beni yaşatan
Nesillere taşıyan
Kucaklayan yaratan ezgi
Duman üstüne duman
Öfke üstüne öfke
Ekmeğim
Umudum
Sizde yaşıyor
Sizinle bütün
Ağıt yakmak
Ezgi dizmek
Gidene, gelene
Gelişen hayata
Yapa yalnız
Bakmak ufka
Söken şafağa
Umutla, sevdayla
Geçmişi geleceği selamlamak
Öfkeyi
Sabırı
Yudumlamak kadehlerde
Yanık ezgiler dinlemek
Sefilden
Kalkmak ayağa
Olayı yaşamak
İsyanın filizini görmek
Kendisinden Anadolu’nun
Hastayı kaldırır yatağından
Seksenlik yaşlıları
İndirir yirmisine
Yumruklaşır
Bütünleşir
Bilenir yürek
Ağıtlar, ezgiler
Anadoludur
Anadolunun kendisidir
Ezgiler anlatıyor
Kalbimi kanatıyor
Yeniden yaratıyor
Ağıtta
Ezgide
Onlarca can
Alkan içinde
Yatıyor.

 

 28.11.1988 / Hüseyin Uçar

SESLER GELİYOR

Hilekâr sözlere
Yer yoktur dilimde
Özlem yüklü
Şarkısı vardır özgürlüğün
Bakın gözlerime
Şu gökte ki yıldıza
Şafakla kaybolan karanlığa
Dalda ki tomurcuğa
Güzel yarınları müjdeliyor
Sessizlikte büyüdü
Şiirde çoğaldı
Dünden daha gür
Kaldır başını konuş
Bu grevler ekmek marşıdır onların
Bir umut
Bir yangın ateşidir yüreklerde
Bak dinle
Sesler geliyor
Dünden daha gür
Daha aydınlık.

 

 20.12. 1988 / Hüseyin Uçar

KİMLERLEYİM

Uçsuz bucaksız evren
Patika bir yol
Yolda bir kadın
Kadının kucağında çocuk
Koşuyor telaşlı bir adam
Görmüş
İşitmiş gibi
Tehlikeyi
Gizleniyor koruluğa
Yürüye dursun
Çocuğuyla kadın
Bir roket geçiyor yanı başından
Her yan ateş
Kadın, çocuk
Telaşlı adam
Şehir ve orman
Her şey toz duman
Gidiş o gidiş
Uyandım
Nefes nefeseyim
Nasıl bir yerde
Nerede
Kimlerleyim.

 

29.9.1986 / Hüseyin Uçar

BİR MAYIS AKŞAMI

Bir mayıs akşamı
Yeni döndüm yürüşten
Geziniyorum
Karlslunde, Mosede sahilinde
Deniz dalgalı
Dalgalar köpüklü
Bana öyle geliyor ya’da
Doğa bir içim su
İçimde ve dünyada
Ne varsa özğür
Ve her şey oldukça güzel
Havada tadı
Toprakta kokusu
Baharın ve kavganın
İçimde güzel yarınlara ulaşma sevinci
Ellerime
Gözlerime dokunan
Her şey yumuşacık
Ayaklarımı ıslatıyor deniz
Denizde uçsuz bucaksız mavilik
Ve şarkı söylüyor martılar
Tekneler yürüyor köpüklü sularda
Her aşılan dalga sanki dağ
Ve ben matılar gibi kanatlandım
Önüme çıkan her engele
Her kara buluta haykırıyorum
Özlem kor
Kavga amansız
Körüğü rüzğar
Yaşamı okşuyorum
Ne istasyon belirli
Ne durak
Alabildiğine
Sevdama koşuyorum.

 

01-05-1982 Hüseyin Uçar.

 

 

 

 

 

İSTİYORUM

Yeninin, yeniliğin düşmanı
Eskiyi yıkmak
Topa tutmak  
Unutmak istiyorum
Denizde fırtınaya tutulan
Tekne,
Yeni açılan
Değişen ufuklar
Başladı kavga
Kavga an
Kavga yaman
Sürdü yüz yıllardan günümüze
Kaybolmaya başladı
Parça parça deryada sinek
Yalvarmağa başladı dönek
Sadece bacası görünüyor
Sardı çevresini
Atlatis, atlas, adriyatik
Ak deniz, kara deniz
Hesap veriyor
Dalgalar ölüm marşını okuyor
Dalgalar can çekişen
Tekneye bakıyor
Dalgalar
Dalgalar
Yeniye, doğruya,
Güzele akıyor
Direnen 
Dalgalar ve biz
Doğrulduk düzelsin
Diye kamburumuz
Ne vurgun korkusu
Ne yorgunluk
Yaşam savaşında yuğrulduk
Bölge bölge durulmaya
Başladı su
Eskiyle yenide
Kesintisiz kavga bu.

11-04-1980 Hüseyin Uçar.

YÜREĞİM

Yüreğim güneş
Esen rüzğar
Akarsu
Korku sarmış dağlarımı
Bağlarım dökmüş gazel
Ateşim küllenmiş
Ulaşamama korkusu
Ve dört yanım pusu
Ayrılık Treni
Özlem otbüsü
Barış muştusuyum
Söyleyin bana
Neyin korkusuyum
Gözlerim hüzün yüklü
Namlıya sürülmüş mermi
Umanda gemi
Yüreğim
Gülmeyi
Güldürmeyi
Bilmeyeni
Yalancıyı
Sevmeyi
Bilmeyeni
Affetme
Yüreğim
Affetme e mi?

18-10-1980 Hüseyin Uçar.

OKUYORUM

Okuyorum pir sultanı
Yaslanmış çağlara
Müziği
Şiiri
Kavgası
Eksiksiz dahi
Yaşıyorum Bedrettini
Ne fidanlar dikmiş dağlara
Her biri bir kavga
Bir destan
Torlek Kemal
Börklüceli
Yani Dede Sultan
Daha niceleri
Yepyeni doğuyorum
Korkuyu kovuyorum
Yanı başımda Nazım
Masmavi gözleri
Deniz, gökyüzü bahar
Bahar akşamı
Söken şafak
Fısıldıyor kulağıma
Topal Yunusla
Ceviz ağacını
Açıyorum Anadulumdan
İnsan manzaraları
Ben
Sen
O
Biz
Hepimiz
Bir arada
Yanyana
Kol kola
Halaydayız..

31-11-1980 Hüseyin Uçar.

VETERINER

Duyuyor musun doktor
Bilmem hangi partili
Hayvan doktoru
-Veteriner-
Çocuklar her gün gene
Okullara
Parklara
Kırlara
Oyun yerlerine beraber gidiyorlar
Galiba size inat
Bazan dövüşüp
Peşinden hemen
Birbirlerinin boynuna sarılıp
Ayrı dillerde aynı şarkıyı söylüyorlar
Kulaklarımla duydum
Gözlerimle gördüm
Herkes de görüyor her gün
Sen görmedin mi?
Bazan ağlayıp bazan gülerek
Kendi adınıza yaşayıp
Düşlediğiniz dünyayı
Sanarım sizden kıskanıp
Rüyalarınızı bölüyorlar.

Duyuyor musun doktor
Bilmem hangi partili
Hayvan dokroru
-Veteriner-
Derinliğine baktın mı hiç
Soru dolu sevecen
Dost gözlerine çocukların
Sanmıyorum
Baksaydın eğer
Gösterip umacı gibi
Düşleyip oy avcılığını
Bu kadar küçülmezdin
Onlar oy kullanmazlar
Daha yaşları küçük
Oysa korkunuz oy değil
Biliyorum
Onları bu yaşta
Kutuplara bölüp
Önlemek dayanışmalarını
Çocuk yılı
Çocuklar günü
Göstermelik
Bilmem hangi kıtada
Hangi mister in
Saltanatı sürsün diye mi
Avrupaya  yerleştirilmek istenen
Ölüm füzeleri
Çok görüyorsunuz, kardeşliği
Dostluğu çocuklara
Bu hayatı beşikte
Boğazlamak değilde nedir
O çocuklar ki  bu güne dek
Siz gibi çok anti demokratın
Kana kine dayalı
Sofralarını çiğneyip geçti, geçecek
Gayretiniz boşuna
Onlar kardeştir
Amerika dan Asya ya
Avrupa dan Avusturalya ya kadar
Din, dil , ırk, mesep bilmezler
İnanmazsanız yarın
Bir kaç milliyetten çocukların devam ettiği
Bir okula uğrayın, göreceksiniz
Turna katarı gibi şakıyışlarını
Veya bir oyun yerine ugrayın
Öğreneceksiniz
El ele, dil dile, kol kola
Aynı duyguyu nasıl paylaştıklarını
Bir dere suyu gibi akışlarını özgürce
Onlar birbirinden korkmazlar
Korkan varsa sizsiniz
Oda yarınınızdan
Çocuklara uzanan dil
Tüm insanlığa uzanır
Unutmayın gelecek onların..

 

22-09-1981 Hüseyin Uçar.

Kalem

Ölü mezarını kazmaz
Kadı kararını bozmaz
Sanılmasın kalem yazmaz
Elem boğar kalem coşar

Ölen ölür çoğu suçsuz
Pis bir urgan elde uçsuz
Kalsın bir müddet sonuçsuz
Çilem ağar kalem şaşar

Duygu teper iğnesi dil
Hüseyin gerçeğe eğil
Koltuk halkın, sizin değil
Parmak ılmaz kalem koşar.

10.7.1976 / Hüseyin Çoşar

nerdeyim

Süremedim şu cihanda sefayı
Duyamadım o dilde ki vefayı
Boşuna gezdirdim cahil kafayı
Alem Merihlerde bense yerdeyim

Sefaleti zenginlere verelim
Bahar ile yazda sana gelelim
Bütün uçukları bir bir örelim
Alem fetihlerde bense kirdeyim

Karşılarım kolaylığı zorunan
Neler yapılmazmış neler varınan
Geçti gitti ömrüm bitti zarınan
Alem ariflerde bense kördeyim

Kula kul olmadım sırtımda şelek
Hüseyin utanır yüzlerde elek
Hemen kabul olmaz dilesem dilek
Alem zariflerde bense nerdeyim?

 4.8.1975 / Hüseyin Uçar