Skip to content

Şiirler

  • TOPAL DELİ – İkinci bölüm
    Muhtar ve Topal deli Şekip beyden ayrılınca Doğru köyün yolunu tutarlar. Birbirine hiç bir şey demeden Köyün minibüsüne binerler Muhtar topal deliden daha heyecanlıdır Daha coşkuludur İçi içine sığmaz Bayram heyecanı taşıyan çocuk gibidir, Oysa Topal Deli Düşünceli, Hüzünlü Sorgulayan gözlerle Bakar etrafına Etrafındakileri Dünü Bu günü Ve yeni bir yaşama doğru Yeni bir dünyaya doğru Yola çıkarken Sıkıntılar içindedir. “Ya başaramazsam Ya o yeni ortamı kaldıramazsam” Diye kendi kendine söylenir durur. Eve varınca “Başarının Sırları” adlı kitabı alır eline Çekilir köşesine Kitabı bir daha okur Önemli konumları Önemli uygulamalı paragrafları Ve uyumu Uyumsuzluğun bulunduğu bölümlerin Bir bir Altını çizer Tekrar tekrar okur Baskıyı Heyecanı Yenmenin yollarını arar. Konuşmacımız kim olmalı? Sefil mi, ben mi ? Elbette sefil olmalı Ben ondan tecrübesizim askerde o kadar kalabalığa Türkü söylemiş güzel sesi güzel muhabbetiyle Herkesin saydığı Sevdiği birisi olmuş Bu az şey değil muhabbete aç olan duyguyla çıktı mı sahneye Tozunu attırır alim Allah Ona uğramalıyım Olup biteni bir bir anlatmalıyım Ona “Bu konudan kimseye söz etme,” desem Bu aşamadan sonra muhtarı susturmak olanaksız şimdi köyün alt başında minibüsten iner inmez Kendi evine varana kadar her önüne gelene Bu konuyu ballandıra ballandıra anlatır geveze adamı susturmak kolay değil. “N’oldu Karadenizde gemilerin mi battı topal? Bu kadar suskunluk niye? Tamam anladık heyecanlısın Elini yüzünü yıkaymazken Başımıza sanatçı oldun üstelik Zil takıp oynayacağına Dokunsam ağlayacak gibisin.” “Evet Muhtarım, bu benim için Büyük bir olay Belki bütün yöre basını bundan sonra bizden bahsedecek Şimdiden o anı yaşar gibiyim Sen benim yerimde olsan ne yaparsın? Yeni bir çevre, Yeni bir şehir Herkesin gözü kulagı sende O ortamı yaşamak, O havayı kaldırmak kolay mı sanıyorsun? Muhtarım bu güne dek elime hiç mikrofon almamışım Bir topluluğa seslenmemişim Korkum ondandır.” “Bana bak Topal deli Yarın öbür gün köylüyü toplarım kalabalığa konser verirsin” Eğer “Onlar alışık olduğum adamlar,” dersen Kıyı köylerin halkını da toplarım Bir iki akşam kendini alıştırırsın Sana sahne kültürünü bu köyde yaşatırım Hem de kaç gün istersen Bana güven Topal deli Bana güven. Köylünün işten gelince zaten gidecek yeri yok Sen de böylece heyecanını yenersin” “Çok sağol muhtarım, sen bir tanesin. Bu çok güzel bir düşünce Ben sana boşuna dostum dememişim Sen benim imdadıma her zaman yetişirsin.” “Yahu Topal deli sen beni yeni tanır gibi konuşuyorsun Bu güne kadar sen ne dedin de yapmadım? Kaç zamandır senin için koşturmuyor muyum?” İşte sen gördün muhtarın kimleri tanıyor Bundan sonrada göreceksin ne işler yapacak... Ayrıca seni sahnelere alıştırana kadar hiç Yalnız bırakmayacağım. Bu konuda Şekip bey de yardımcı olur.” “Tamam da muhtar benim senden bir isteğim daha olacak Sakın bu konuyu bir kaç gün kimseye söyleme Yoksa ona buna laf yetiştirmek zorunda kalırız Ve kendi yapacağımız işi yapamayız Yalnız bir kaç gün muhtarım, aman sen bilirsin Ortalığı velveleye vermeyelim.” “Hadi ordan deli deyyus, bana akıl vermeye kalkma Ben ne yapacağımı gayet iyi biliyorum Şimdi sen git Sefili bul, olanı biteni anlat. O da hazırlığa başlasın. Böylesi fırsat insanın eline kırk yılda bir geçer. Bunu çok iyi değerlendirmeliyiz Başınıza devlet kuşu kondu sevinin Gülün oynan, sade sizin değil Bu köyümüzün de şansı açılmaya başladı. Çok kısa zamanda bu köyün adını bütün Türkiye duyacak. Belki Televizyoncular bile gelip Bu köyü filme alırlar.” “Hadi oradan muhtar sende abartıkça abarttın.” “Bak sen kısa zaman sonra görürsün. “Muhtarım bütün söylediklerin Dogruymuş,” diyeceksin.” “Bir duyan olsa sana güler muhtar Yağmur yağmadan sele gitme, Hayal görme. Önce bizi tanısınlar Ondan sonra gerisi belki gelir. Elbette biz bu köyün tanınması Ve kalkınması için elimizden geleni yaparız. Sonra ben istemez miyim bu köye bir ortaokul, Bir sağlık ocağı, bir kütüphane, bir kültür evi açılsın. Gelişmeler zaten geleceklerin göstergesidir. Bütün bunları zamanı gelince düşünürüz. Şimdi bu boş lafları bırakıp işimize bakalım. Hadi hoşçakal muhtarım sonra görüşürüz.” “Senin sayende, belki bu köyün, bu köylünün Kaderi değişecek, sen gençlerimize iyi bir örneksin. Güle güle topal Deli güle güle.” İki gün sonra karanlık kavuşurken Köy bekçisi seslenir. “Topal deli emmi, Topal deli emmi! Köylü bu akşam köy okulunun bahçesine toplanacak Muhtar seni çağırıyor aman geç kalmasın Hazırlansın, Sefili de alıp gelsin Çalıp söyleyip eğleneceğiz dedi Aman gözünü seveyim Topal deli emmi Geç kalma, yoksa muhtar beni gene Buraya göndermesin, unutma olur mu?” “Olur, olur sen git selam söyle. Ben birazdan Sefili de alır gelirim. Güle güle... ...... Biz vardığımızda, köylüler okulun bahçesinde toplanmışlardı Sınıflardaki bütün sıraları dışarı çıkarıp Bahçeye dizmişler, köy halkı yerlerini almıştı Aralarında konuşuyorlar, “Yahu bu muhtar bizi Buraya niye topladı,” Hiç böyle toplantılara alışık Olmayan köylüler merakla olacakları bekliyordu Bizi uzaktan görenler olacakları anladılar ki Bizi alkışlamaya başladılar. Bizler de, bize ayrılan bölümde yerimizi aldık. Muhtar, ben, Topal deli yanyana sandalyalarda Oturduk, sessizliğin başlamasını bekliyorduk. Muhtar ellerini kaldırıp susun işareti yaparak Ayağa kalktı. “Sevgili komşular! Bu akşam sizleri buraya niye topladım Bu konuyu uzun uzun konuşacağız Bu gün hepimiz için çok önemli bir gün Hepimizin yakından tanıdığı bu yetenekli Komşularımız, yarın durunca bir güne Yani öbür gün şehirde sahne alacaklar Bu güzel ikili, bu iki güzel insan Hepimizin gururu olacaklar Bu ikilinin grubunun adı (SES) SES öbür gün Türkü barda Türküler söyleyip şiirler okuyacaklar Bir de Danimarka’dan  izine gelen Haydar Uçar (Yani Kara Haydar) Bize gurbet anılarını, Özlemi, Hasreti anlatacak. Bende kendilerinden rica ettim Neden önce bize değil Alkışlar... alkışlar... Sağ olsun onlar da beni kırmadılar Siz çalışkan köylülerimle Günün yorgunluğunu Hep beraber birlikte atacağız Şimdi söz SES’te” Alkışlar... alkışlar.. Topal deli “Sağolun, varolun sevgili komşular Alkışlayan elleriniz dert görmesin Dostlarım, bunca yıl birlikte Ekmek yedik su içtik Aynı havayı, aynı çevreyi Aynı sevinci, aynı acıyı paylaştık Muhtarımızın da dediği gibi Artık bize yol göründü Sizden bizi gönül rahatlığı ile Yola vurmanızı, hayır dualarınızı bekliyoruz. Bu akşam biz burada birlikte eğlenip Hoşca vakit geçireceğiz, bir kusurumuz  olursa Bizi hoş görün dostlar.” Dokunur tellerine sazın Ortalığı inileyen tellerin çıkardığı bir müzik sesi Bir hüzün , bir duygu seli kaplar Doğal bir ses, doğal bir ortamda Canlı canlı, dalga dalga Türkü sesi gökyüzünü Düvenci ovasını, Kuşsaray kalesini kucaklar. Peşi peşine okunan türküler, şiirler Coşturur hüzünlendirir herkesi Herkes kendi anılarında yolculuğuna çıkar Yol gözleyen hasret çekenler ağlar Hiç kimse farkında değildir karanlığın Yıldızların, ayrılığın yokluğun Sanki bütün köylü bir arada Bu güne kadar belki de böyle güzel Bir birliktelik yaşamamıştı Düşüne biliyor musun bebeler bile ağlamıyordu Bu güzel Temmuz akşamında Yıldızlarla kucak kucağaydık Kiç kimse varamadı farkına zamanın “Söz sende Haydar Uçar.” “Ne konuşacağımı yazmadım Ne de  düşündüm, içimden geldiği gibi konuşacağım. Sevgili dostlar, Can ciğer köylülerim! Sizler Benim  sevdiğim dostlarımsınız, insanları Yurdundan yuvasından, neler ayırır sizler de En az benim kadar biliyorsunuz, Amma bunu yaşayarak öğrenmek çok farklı. İnsanları yurdundan Ya savaşlar Ya ekonomik nedenler Ya gençlik heycanı Ya da yeni arayışlar, İnsanın söylemeye bile dili varmıyor amma Bir de ilkel kan davaları, ayırır dostlarından, sevdiklerinden. Bildiğiniz gibi geçim derdi, yoksulluk ayırdı bizi birbirimizden Bir ozanımızın dediği gibi Biz de köyümüzü bıraktığımız gibi bulamadık Herkes bir yere dağılmış, yarın Sefil’le, Topal deli de gidiyor. Garipse kayıp. Ne diyordu ozanımız Ali Kızıltuğ. “Bir ev burda bir ev karşıda kalmış Sorun hele bizim komşular n’olmuş Bir asırlık çınar kurumuş kalmış Bizim köye benzemiyor gel hele Gel hele de kömür gözlüm gel hele.” İşte ozan bir roman’a sığmayacak koca bir konuyu Bir çırpıda ne güzel bir dörtlükle anlatmış Doğup büyüdüğüm bu köyden, yaşadığım bu topraklardan Kültürel birikimimle ayrıldım, insan yaşamının, iç buran Tüyler ürperten,yürek yakan, hüzün bulutlarına dönüşen Duygu bulutları altında, ıslana ıslana geldik bu günlere. Yaban ellerde özlemle, hasretle, dönemeyeceğimizi bilerek Dönecekmiş gibi yaşamak, oldukça zor dostlarım oldukça zor. Sonra bu yaşamı yaşamayanlara anlatmak olanaklı mı Elbette olanaklı değil, bu yaşamı bütün dünyası , bir köyden Bir kasabadan oluşan insanlara anlatamazsın, onların o küçücük Dünyalarında bize yer açmaları mümkün mü? Elbette hayır. Bunun adı bence bir göçmen için ikili yalnızlıktır, yeni Yurtlara, yeni komşulara, yeni yüzlere, yeni bir lisan’a, Yeni kültüre, yeni bir coğrafyaya alışmak kolay mı? bütün bunları, Bu yenilikleri kısa zamanda özümsemek, onunla bütünleşmek Olanaklı mı? Onları anlamadan, tanımadan, gel deyince peşlerinden yürümek Bütün bunları, anlamak, aşmak, hele hele belli yaştan sonra çok zor dostlarım. Çoğu zaman karşındaki konuşurken, sen doğduğun topraklarda Gençlik, çocukluk arkadaşlarınla kolkolasındır, eğer seni o rüyadan Uyandıran olursa ağız dolusu sövmek gelir içinden, bir türlü alışamazsın. Çünkü bedeninle yaban elde, ruhunla yurdundasın, zor da olsa Bu yaşama, alışmak zorundasındır, yaşadığın ülke ve ülke insanlarına Kulaklarını tıkayamazsın, hepimiz biliyoruz ki göç bir tarihi olgudur. Giderken biraz para kazanayım, şartlar olgunlaşsın dönerim, diye Gidilir, amma dönemezsin, çünkü dönüş ateşten bir gömlektir, o Gömleği giymek kolay değildir. Bunu tarih hep böyle yazdı, bizler de böyle öğrendik, işte biz Bütün bunları  bildiğimiz halde, dönme hayaliyle yaşıyoruz. Sizleri çok üzdüğümü biliyorum, beni bağışlayın. Ben de yarın aranızdan ayrılıyorum, hakınızı helal edin, hayır duanızı Üstümüzden eksik etmeyin,” diyerek kalkar karanlığa karışır, evine Doğru yol alır, karma karışık düşler içindedir. ...... Gece yarısını çoktan geçmiştir Topal deli “Can dostlarım Sevgili komşularım! Sizlere doyum olmuyor, gece yarısını çoktan geçti. Hepimiz sabah erkenden, kalkıp işimize gücümüze gideceğiz Sizlere son olarak bir anı, hepimizin anısı, öyküsü Yaşamımızdan bir anımsamayla sözlerimi bağlamak istiyorum. BİR KIŞ GÜNÜ EVİMİZDE ANAMDAN DİNLEMİŞTİM Çattım odunları birbirine Sobayı yaktım Alevlendi odunlar Koydum çaydanlığı Üstüne sobanın Demleniyor çay Pır..Pır.. Ses çıkararak Alevler yükseliyor Yanıyor odunlar Şömine seyreder gibi Seyrediyoruz sobayı Belirli bir aydınlık Mahmur bir sıcaklık Güzel bir ses Buharlı Demli, bir mutluluk Sarıyor gönülleri Sobanın içinde Bir büyüyor Bir küçülüyor Bir uzayıp Bir kısalıyor alevler Aynalar Camlar Ak alınlar ter içinde Pilav kazanı kondu Demliğin yanına Hamuru yoğurdu Yorgun gelinim Büktüm düğmesini Soba fırınının Sürdüm tepsiyi içine Çok geçmedi Sardı ortalığı Taze ekmek kokusu Çay demlenmişti Bulgur pilavı pişmişti Peşinden ekmek Çıktı fırından Yayıldı yere Sofra yaygısı Serildi sofra Yemek yendi Başladı çay keyfi Atıldı yılın yorgunluğu Keyfi yerine geldi herkesin Çok geçmedi çalındı kapı Yeni çay bardakları kondu sofraya Çay sefası dönüştü Yarınlı sohbetlere Kim nereye gidecek Ne yapacak yarın Bir bir konuşuldu Güncellik değil Günce Ne basın Ne televizyon Bahseder bu hoş sohbetten Ve yeğeni takılır dayısına “Anamın malını Ne zaman vereceksin dayı?” Güler dayı Çünkü yoktur ortada Ne mirasyedi Ne de mirascı Şakadır, hoş sobettir Bütün bunlar. Kanatsız sözcükler Bal sızar gibi Akıyordu dudaklardan Gülücükler uçuşuyordu Cıvıl cıvıldı gönüller Taze ekmek kokusu Büyüsüne kapılmış gibiydi Demli çayın. Kelebekler gibiydi mutluluk Takınmıştı ipeksi kanatlarını Uçuşup, kayboluyordu açık pencereden Gönüllerde çiçeklenmişti Bütün çiçeksiz dallar Bütün güzellikler gibi Bu da dönüşmüştü Kahkahaya, Sevgiye, Muhabbete Çaylar yudumlanırken Bağlar bozulmuştu Şinevat’ta ezilmişti üzümler Pekmezler kaynatılmış Rakılar vurulmuştu Devam ederken hoş sohbet Gün dönüşmüştü akşama Serilmişti yer yatakları Uzanmıştı yorgun bedenler Artık yapayalnızdı gece Sadece uyku horultuları Ve köpek havlamaları Duyuluyordu. TÜRKÜ BARDA İLK GECE Şekip bey aldı mikrofonu eline “Sayın misafirler Sevgili arkadaşlar, Türkü yürekli dostlar Hoş geldiniz. Bugün biz bu şehirde, elbirliği ile Bir ilki gerçekleştirmiş olacağız. Bugün tarihi bir gün Bu tarihi imzayı birlikte atıyoruz. İlk olarak sizlere bu iki sanatcı dostumu Tanıtmak istiyorum.” Tutar Topal delinin elinden “İşte size Saz’ı, Gitar’ı, Tulum’u, Ney’i Türküleri ve şiirleriyle şair dostum Hüseyin Anadolu bizlerle” Topal deli  saygılı ve mahzun bir duruşla Sağ eli kalbinin üstünde, sol eli ve başıyla Toplumu selamlar yavaşca oturur yerine. İkinci olarak Şekip bey Sefil Mahmut’u tutar elinden “Ve ikinci sanatcı dostumuz Sefil Mahmut. Türkü baba, solistimiz bundan sonra haftanın Üç günü, Perşembe, Cuma, Cumartesi akşamları Bizlere neşeli, coşkulu, o yanık o içli sesiyle Türküler okuyacak. Sefil mahmut da arkadaşı gibi ayakta misafirleri selamlar Yavaşca arakadaşının yanına oturur. Şekip bey “Sahne sizin, size sanat hayatınızda başarılar. Söz sizde arkadaşlar.” Alkışlar... alkışlar...alkışlar Herkes heycan içinde, salon tıklım tıklım dolu İlk geceleri, ilk sınavları olmasına rağmen İkisi de çok rahattır, Müzik ve Türkülerin Ritmine, büyüsüne kapılır gittikçe açılırlar... GUBET NERESİ? Gurbet diyorum Gurbet neresi? Gurbet türküleri duyar ağlarım Bir hüzün birikir gözlerimde Yüreğime ince bir sızı akar Gözle görülmez, elle tutulmaz Bir coşku Bir sevinç Bir tutku Gurbet diyorum Gurbet neresi? Tarif et deseler edemem İsteksiz gidilen yolların son durağı mı? Özlemlerin yürek kanatan pınarı mı? Yoksa eşiğin ardı mı gurbet? Git deseler gidemem Dur deseler duramam Duyguların alevlendiği Acıların siteme dönüştüğü Ulaşılması zor Dönüşü olmayan Bir coğrafya mı gurbet? Ayla yıldız Geceyle gündüz İnsanla ses Sesle suskunluk arasındaki Mesafe mi gurbet? Bulutun yağmura dönüşüp Yer yüzüne yağışı mı? Yağmur sonrası buğu mu? Bir iz sürüş mü? Yokluğun önüne katıp kovaladığı Yoksulların yaşam koşulu mu gurbet? Arıyla kovanın birleşmesi mi? Toprağın suya Gülün dikene hasreti mi gurbet? Nuhun gemisindeki çığlık mı? Karaya vurması mı balinaların? Dağı delen gürzü mü Ferhat’ın? Ayrılıkların kendisi mi? Yolculuğun bitmeyeni mi? Gönlün kendisi mi? Yaşamın acımasızlığı mı gurbet? Gubet diyorum Gubet neresi? Şekip bey verdiği sözü yerine getirmek için hemen ertesi gün Eski Mecitözü caddesinde evine götürür bunları yerleştirir Ve evin altındaki boş dükkanı verir burada sizin, ön cephe dükkanınız Arkadaki büyük oda çalışmanız için çok uygun, şu yandaki küçük odayı Size nasıl uygunsa, neye uygunsa öyle düzenlersiniz, hadi hayırlı olsun siz İşinize bakın kirada nasıl olsa anlaşırız, hoşca kalın  görüşürüz. Haa.. Bir sıkıntınız olursa beni nerede bulacağınızı biliyorsunuz. Caddeye bakan vitrin camı tam istedikleri gibi bir duvardan bir duvaradır. Buna çok sevinirler, hemen işe koyulup ellerindeki müzik aletlerini Vitrine sırayla dizerler hem dizerler hem gelip geçene çocuksu bir heyecanla bakarlar Yoldan geçenler meraklı gözlerle olup biteni izlerler, kimileri durup o dizili Güzel, sazlara, gitarlara, adını duymadığı bu aletlere bakarlar kimileri de içeri Girip fiatını, nasıl çalındığını sorarlar, onlar da açık olmadıklarını açılış izni alıp Ondan sonra bir açılış günü belirleyip çevreye duyuracaklarını söylerler ve Vitrine açılışla ilgili bir bildiri kâğıdı asarlar, kapıyı kilitleyip işlerine yeni Başdan başlarlar, önce vitrindeki sazlara birer ad bulurlar fiyat belirlerler Ve onu yazarlar, sonra arkadaki büyük odayı düzenlemeğe geçerler. İşleri biraz toparlar eksiklerini belirler ve bir listeye yazarlar ve otururlar “Öf be hem evimiz, hem dükkanımız, hem işimiz var. Bundan ötesi can Sağlığı, bu kısa zamanda olan değişime ikisi de şaşırırlar, heyecanlıdırlar Sıkıntılıdırlar, içinde bulunduğu koşullar onları hem sevindirir, hem korkutur. Bir kaç gün sonra açış müsadesini alırlar ve açılış hazırlığını bitirirler ve açılış Günü gelir çatar, açılışta kimler yok ki türkü gecelerine gelenler, Tanımadıkları bir çok insan, kimle nasıl ilgileneceğini şaşırırlar, hele gelen sorular Karşısında bir hayli bocalarlar ve o gün açlışta ellerinde ne varsa satılır Şaşırır kalırlar, beklemedikleri bir ilgi, bir istek ısmarlanan sazlar, kendilerinin bile adını bilmedikleri bir çok müzik aleti istenir, ısmarlanır neyi nereden temin edeceklerini Bilmezler, bilmedikleri, tanmadıkları istekleri kabul etmezler. kalabalık dağıldıktan sonra dükkanın kapısını kapatıp arka odaya geçer bir Durum değerlendirmesi yaparlar, neyi yapıp neyi yapmayacaklarına karar verirler. “Dostum Sefil bu kadar ilgi bekliyor muydun? Bana açık düşüncelerini söyler misin? Gazetecilerin, şık giyimli insanların, sanat severlerin velhasılı bütün insanların Bu açılışta ve türkü gecelerinde gözleri hep üstümüzde, hele bir kişi vardı kiminle konuşsak Kim soru sorsa hemen yanımızdaydı, aynı adam bizi dinlerken bile hep not alıyordu Hatırlıyor musun. Evet hatırlıyorum, Topalım, onun kim olduğu gün gibi açıkta, eğer yerine başkasını Görevlendirmezlerse o bizi geldiğimiz günden beri izleyen en tanıdık yüz olacak. Ona bazan çarşıya çıktığımda rastlıyorum. muhakkak sivil polis. Ben de bu adam kim? Neden hep karşımıza çıkıyor, diye düşünüyor ve sana belli etmemeye çalışıyordum. Haklısın. Yarın bir gün kokusu çıkar, biz burada suç işlemiyoruz. Herkesin okuduğu, Türkülerden biz de okuyoruz. Eğer bu türküler yasaksa, biz bu Türküleri radyolarda, televizyonlarda niçin dinliyoruz?. Eğer yasaksa, yasak olduğunu bildirsinler, sonra Türkünün yasağı olur mu? Türküyü Yasaklayanlar, hayatı yasaklamıyor mu? Türküler hayatın gerçeği değil mi? Türkülere yasak koyanlar geçmişin, geleceğe yansımasını nasıl anlarlar, aklım almıyor. Topal deli bize buralarda da dur durak yok dostum, öyle anlaşılıyor ki biz buradan da yolcuyuz.” “Yapma canım ciğerim, kona göçe geldik buralara, buradanda mı sürülelim? Gerçi sürülsek de Fark etmez. Tarihimiz sürgünlerle dolu, benim için hiç fark etmez. Yeter ki Çoluk çocuğum yanımda olsunlar. Biliyorsun doğrudan, güzelden yana olanın başı beladan kurtulmaz. Olsun olsun,  biz alışığız, o da öyle olsun der geçeriz, diyen dedelerimiz gibi  her şeyi kabullenemeyiz, sineye çekemeyiz. Öyle bir davranış, bırak çocuklarımızı, gelecek kuşaklara, kendi kendimize bile          saygısızlıktır. Sefilim güzel dostum, belki bu günkü konuşmalarımızı, çeşitli yönlere çekenler olacaktır. Belki yarın bizi sorguya alabilirler, gölgesinden korkanlar bir düşün, ha gölgenden Korkmuşsun ha düşünceden, oysa düşünmek insan olmaktır. Düşünmek yaşamaktır Kimsenin insanlığına söz etmek istemiyorum amma o kadar Sadece gösterişi, şekli insan olanlar var ki, üzülmemek elde değil. Dur sana bir şiir okuyayım da bu hava dağılsın. ÖNCE İNSAN OL Dağlar vardır aşılmaz Yollar vardır geçilmez Ekin vardır biçilmez Sular vardır içilmez Herkes aynı yaratılışta Benzer birbirine amma Çağcıl Çağ dışı bir anda seçilmez Dağlar aşılır Sular içilir Ekin biçilir Yollar geçilir İnsanlar benzer birbirine Yere bakan değilse Hemen seçilir Seçilir Gülüm.. Değişimleri izle Bilime sarıl Mimar ol Ressam ol Mühendis ol Doktor ol Ol....... Ol....... Ol........ Her şeyden önce İnsan ol. Kafanda yolculukların olsun Güzel şeyler düşün Güzellik üret Yenilikten yana ol Yaratıcılığın sürsün bir ömür Güneşin doğuşunu, batışını Ayakta karşıla Gök kuşağını kovala Yağmur sonrası buğuyu gör Turna katarlarını izle Demli muhabbetler dinle Türkü söyle, dağlarda yankılansın Uçurumları yok et Sevdiğini korkmadan söyle Nasıl baş kaldırmış ozan Nasıl koşmuş peşinden sevdasının Tutmuş umudun yakasından Bırakmamış peşini tutkusunun Tutku sevda olmalı Sevdaysa yaşam Aşkın adını koymalı Koymalı insan...” “Sağol dostum, Topalım ne güzel söz ettin Sevda Tutku Aşk Ve muhabbet Bu kelimeleri ayrı ayrı düşündüğünde Ve kavradığında, Gönlün Ömrün Yaşamın Zenginliğini düşündürüyor bana Sen var ya sen, bitirici sözlerin ustasısın” “Abartma Sefil. Bunları yarın düşünelim Şimdi çok yorgunuz, ben gidip yatıyorum Yarın görüşürüz, sana iyi geceler...” “Sana da...” Topalım, sana da...” Ertesi gün kalkar  sabah kahvaltılarını yaparken, söze Topal deli başlar “Sefilim ben yatarken biraz düşündüm, bundan sonra  saz ve tulum yapalım Çünkü daha fazlasını yapamayız, zamanımız da kalmaz, bir de sahneye çıktığımızda Herkesin her istediği parçayı söylemeyelim, biz kendi repertuvarımızın dışına çıkmayalım Bir de yapacağımız işlerin her sabah listesini hazırlayalım ona göre çalışalım.” “Tamam dostum Topalım sen nasıl istersen öyle olsun, ben tamamen sana katılıyorum.” Biz buraya gelip giden insanların hiç birini iyi tanımıyoruz içlerinden samimi olanlarını Tanımaya çalışalım. Biliyorsun Topalım biz kısa zamanda, bu şehirde adından en çok sözü edilen insanlar Olduk bu konu bizi şımartmasın, nerede nasıl oturup kalkacağımızı bilelim. Hadi biz saz evine inelim,  inanıyorum ki bir çok insan açmamızı bekliyor. Hemde bir çok insan bir kurs açmamızı istiyor, sen bu konuda ne düşünüyorsun. Konuşa konuşa saz evini açarlar. “Sefil sence bu kurs işi erken değil mi? Hemi bu kadar çok işi nasıl başarırız? Bir düşünsene, her şey öyle söylendiği gibi kolay değil, nerede nasıl bir kurs olacak? Öyle her iseyen kurs açabilir mi? Bunun müsaadesini almak lazım, bu konuyu sonra Düşünürüz şimdi biz kaçanı kovalayalım. Önce şartlar oluşsun, şimdilik unutalım. Halktan bir çok insan ziyaret ediyor oturup saz çalıyor söyleşiyoruz, yeni dostluklar Yeni arkadaşlıklar ediniyoruz, biliyorsun bunlar az şey değil şimdi sen gelenlerle Gidenlerle ilgilen. Ben artık yeni sazlar yapmaya başlayayım olur mu Sefil?” “Olur olur Topalım hadi sana kolay gelsin.” “Sana da kolay gelsin Sefilim sana da.” Akşam olur sahne alırlar bu iki saf, saf olduğu kadar da doğal, içten Anadolu insanını Çok severler. Ve bir organizatör, bu iki sanatçıyı duyup İstanbul’dan kalkıp onları dinlemeye gelir, Anitta otelinde yerini ayırır. Görevliye sorar “Bu şehirde eğlence yerleri yok mu?” deyince “Var beyim var, hemen ileride Türkü bar var, amma Allah için çok güzel bir ikili çalıp söylüyorlar, bu günlerde herkes Onlardan söz ediyor, sanarım sen de menmun olursun.” “Bakalım,” der ve otelden Türkü bara gelir. Vakit akşamın on’u gibidir. Gördüklerine inanamaz salon tıklım tıklım dolu, sahnedeki ikili sanki kırk yıllık sahne Ustası, çok güzel çok dolu bir program, “Allah Allah demek bu taşra kentinde bu kadar Güzel bir ikili, hayret, gerçekten hayret, kim bunlar, eğitimleri ne? Bu kadar dolu bir sunu, sunuş.. Ben bunca yıldır hiç bir zaman, böylesini görmedim Tam benim istediğim gibi,  haklarında duyduklarım yalan değilmiş bu çok hoş demek ki, Boşuna buraya gelmedik.” Garsonu yanına çağırır “Bakar mısın, senin patronun kim? Rica etsem yanıma gelebilir mi?” “Tamam efendim, emriniz olur,” Bu yabancının masa donatışı, siparişleri hiç oralıya benzemediği İçin gözleri hep o yabancının üstündedir, biraz sonra patron Şekip bey gelip saygıyla misafiri Selamlayarak oturmak için müsaade ister. “Tabii buyurun efendim, oturun tanışalım,” diye aynı nezaketle, misafir ayağa kalkar, birlikte El sıkışarak  karşı karşıya otururlar. “Ben Şefik, bu işletmenin sahibiyim, hoş geldiniz.” “Ben de İstanbul gazinocularından, Ağrılı Kemal.” “Şeref verdiniz, menmun oldum efendim.” “Ben de menmun oldum efendim, sizin gibi güzide insanları şehrimizde görmek Gerçekten bizi çok menmun etti, bu ziyareti neye borçluyuz acaba Kemal bey?” “Ben ülkemin her yanını çok seviyorum, amma buraya gelişimin nedeni Sizin şu iki elamanın çok yetenekli olduğunu duydum, onları izlemek için Ayaklarım gönlüm beni aldı buraya kadar getirdi. İyi ki de getirmiş. Bu taşra Kentinde böyle bir güzellikle, böyle güzel sanatcılarla karşılaştığım için Dünyanın en bahtiyar insanıyım, bundan emin olmanızı diliyorum ben çok Sanatçı gördüm, dinledim, böylesine inan hiç rastlamadım, sizinle anlaşabilirsek Buradaki bu dostluk yarınlaşacak, açıkcası ben bu ikiliyi sizden istiyorum. Siz bu konuyu iyice düşünün ben onlarla da konuşacağım sakın gücenme. Böylesi çok sesli güzellik buralarda sönüp gitmesin, buna senin de gönlün Razı olmaz, çünkü bu değerleri sen yarattın, bu o kadar kolay bir şey değil.” Şekip bey garsonları çağırır “Bakın bu masada ne eksikse getirin oğlum bakın buraya.” “Sağ ol Şekip bey masada bir şey eksik değil eğer patronunuzun özel bir isteği varsa başka onu getirin, şu andan sonra ben patronun misafiri değilim, Amma patron benim misafirim. Şimdi birazda bu tanışma faslından sonra, bu güzel ikiliyi izleyelim, onları izlemek Bence bir ayrıcalık, bu insanlar o kadar doğal, o kadar içten, o kadar samimi ki Sanki ben bu topraklarda yeni dünyaya geldim, türkülerde, şiirlerde söyleşilerde Hareketlerde en ufak bir yapmacıklık yok, böylesi insanların, nesli tükenmek üzere Şu sahne alanlardaki, Samimiyete bak. Seyirciyle bütünleşmişler. Bu konumu sağlayan sahnedekiler, Eğer onlar bu kadar samimi ve içten olmasalar, ne bu salon dolar, Ne bu beraberlik oluşur bunu adınız gibi bilin Şefik bey. Eğer sen razı olursan, ben bu ikiliyi alıp İstanbul’a götürmek istiyorum. çünkü benim İstanbulda iki  Gazinom var, hemen yarın orada sahne alabilirler. “Evet bu çok güzel bir teklif  de bu arkadaşlarımızın, burada bir de müzik aletleri yapıp Sattıkları dükkanları var, artı bunların tüm çevresi burada yaşıyor, birinin ailesi Köyünde. Bu arkadaşlarımız biraz da burada tedirgin, hemen hemen her hafta uyarı alıyorlar Bundan ben de onlar da yorulduk. Onlar bu konuda ne diyecekler, yoksa biz üç aşağı beş Yukarı anlaşırız. Önce ben onlarla konuşayım, biz yarın sizinle otelde buluşuruz, bu konuyu enine boyuna Konuşur bir karara varırız..   Şimdi beni çağırıryorlar bana şimdilik müsaade.” “Tabii Şekip bey, siz buyurun işinize bakın, ben buradan ayrılmadan onlara bir merhaba Demek isterim.” “Elbette Kemal bey neden olmasın. Teşekkür ederim.” Akşam ki repertuvarını bitiren sanatçılar,  Kemal bey onları ayakta karşılar. “Buyurun, biraz oturup konuşa bilir miyiz?” “Tabii oturalım,” diye ikisi de onaylar ve Kemal beyin masasına otururlar. Hoş beşten sonra Kemal bey “Konuyu bir kez de  ben size açayım, biraz önce, Şekip bey’le konuştuk ben sizleri İstanbul’da benim kendi gazinomda  çalıştırmak istiyorum, sizler ne dersiniz? Biz Şekip beyle nerdeyse hem fikir olduk.” Topal deli “Eğer siz anlaştınızsa, bir de şartlar burdan İyi ve güzelse neden olmasın. Sanırım siz daha bir kaç gün burdasınız, konuşur bir sonuca varırız.” “Müsaade ederseniz beyim boğazımız kurudu birer yudum alalım, hadi şerefe, şerefe.” Konuşmayı ertesi güne ertelerler, herkes dağılır yatmaya giderler. “İyi geceler.” “İyi geceler Yarın buluşmak üzere...” Yolda giderken Sefil söze başlar: “Biliyor musun Topal deli? Nereden bakarsak bakalım, Köyden çıktığımızdan beri hemen hemen her şey bizim lehimize gelişti. Bana göre bu Kemal beyin teklifi bize çok uygun.  Rahmetli dedem derdi ki “Boğulursan da büyük denizde Boğul,” bu küçük şehirde böyle karşılandık, çok olumlu şeyler yaşadık, elbette orası daha Büyük şehir. Oranın olanakları da farklıdır, dinleyicisi de farklıdır, ben buna inanıyorum.” “Tamamda, öyle de gözüküyor. Benim için hava hoş, ben yalnız bir adamım, sen daha etraflıca Düşünmelisin, yarın bu konuyu tekrar karşılıklı oturup konuşalım. Bir karara varırız. Hakkımızda hayırlısı neyse o olsun, şimdi bu konuyu kapatıp güzel bir uyku çekelim. Sabah ola hayır ola, iyi geceler.” “Sana da.” Ertesi gün saat on gibi Şekip bey otele uğrar, Kemal beyi sorar. “Siz şöyle buyrun Şekip bey Kemal bey şimdi iner.” Onlar konuşurken, “Aman efendim, Şekip bey siz burada mıydınız? Çok Bekletmedim ya.” “Hayır efendim ben de daha yeni geldim. Sizi sorarken siz indiniz, hiç beklemedim.” “Burada mı oturalım Şekip bey yoksa gidelim mi?” “Bana kalısa Kemal bey gidelim, sizi sanatçılarımızın dükkanına götüreyim de siz onları biraz daha yakından tanıyın.” “Tabii  buyrun gidelim dostum, bence düşünceniz çok makul, arkadaşlarımızı bir de kendi Mekanlarında görelim, daha da yakından tanıma, anlama fırsatımız olur, onlarla konuşuruz.” Otelden çıkar yanyana yürüyerek konuşa konuşa yürür giderler. Biraz sonra saz evine varırlar, onların geldiğini gören, Sefil onları kapıda karşılar “Buyrun efendim sizleri bu mekanda görmek ve sizleri burada ağırlamak bizim için bir şereftir.” “Teşekkür ederim efendim, o sizin teveccühünüz. Biz de sizin gibi güzel sanatçıların mekanında Olmaktan çok mennunuz değil mi Şefik bey?”  “Öyle efendim, onlarla olmak bir ayrıcalıktır.” “Aman efendim bizi mahçup ediyorsunuz, asıl biz teşekkür ederiz, hoş geldiniz.” “Buyrun şöyle oturun,  biz burada yeniyiz inşallah hoş görürsünüz. İçecek ne alırız, çay, kafe, ne arzu edersiniz.” “Çay” “Çay” “Öyleyse dört çay söyleyip geliyorum, siz rahatınıza bakın.” Biraz sonra çaylar gelir Konu konuyu açar Söz döner dolaşır tekrar İstanbul’a gitmemiz için konuşmalar başlar Daha önce Sefil  bu konudaki kararı Topal deliye bırakmıştı. Topal deli de bazı konulardaki görüşlerini açıkladı. Bu makul istekler yerine getirilirse kendilerinin bu teklife Sıcak baktıklarını belirtip sözü, Şekip beye bıraktı. Şekip bey Ben de bu teklife sıcak bakıyorum. Benim de bazı isteklerim var. Eğer onlar yerine getirilirse Niçin olmasın, istersen bu konuyu başbaşa konuşalım, Kemal bey.” “Olur Şefik bey, sen nasıl istersen. Dostlar bize müsaade. Ben biraz birlikte hem şehrimizi Kemal beye tanıtayım hemi de bu konuları konuşalım Biz sonra gene geliriz. Şimdilik hoşca kalın. Ben sizin çalışmalarınızı hem yakından İzlemek hem de, sizden çalışmalarınızla ilgili bilgi almak istiyorum.” Onlar çıkar giderler. “Gene bize yol göründü Topalım, hakkımızda hayırlısı neyse o olsun” “Sefil hiç sıkma canını, belki de bizim için güzel ufuklar yeni açılıyor. Benim hislerim öyle söyler gibi.” “İçimde bir coşku var. Topalım biz gitmeden köye bir gitsek, evimi çocukları, bizim hanımı Çok özledim.” “Sen haklısın Sefil geleli epey zaman oldu, şu kararı bir netleştirelim. Pazar günü gideriz. Bir de benim aklıma, gelen inşallah başımıza gelmez.” “Sen ne demek istiyorsun, daha açık konuşsana.” “Bak arkadaşım eğer biz, göz hapsinde isek bizi şehir dışına çıkarmazlar.” “Ne diyorsun sen öyle şey olur mu? Peki suçumuz ne?” Onlar konuşurken iki sivil polis içeri girerler. “İyi günler” “İyi günler” “Buyurun size nasıl yardımcı oluruz? Şöyle buyurun oturun.” “Sizleri ziyaretimizin amacı, bu şehri bizden izinsiz terkedemezsiniz.” “Niçin beyler, siz kimsiniz? Suçumuz ne? Savcılık kararı, bir mahkeme kararı olmadan.” “İşte size Savcılık Kararı. Şurayı imzalayın. İkinci bir emre kadar lütfen kentimizi terketmeyin. İyi günler.” Deyip çekip giderler. Topalım senin bu sözleri ağzından mı aldılar Şimdi bütün bunlar ne demek oluyor Anlayana aşk olsun.” “Benim saf kardeşim, daha anlamadın mı? Seninle ben ekmeğimizin peşinde koşarken birileri de amirlerine yaranıp Terfi etme peşinde, kimin umurunda senin dürüstlüğün, hem geçenlerde Demiyor muydun, “Bu adam hep bizim peşimizde, ne istiyor bizden? İşte Senden isteğinin ne olduğunu açıkladı, hem de Savcı’nın imzasıyla geldi.” “Benim can kardeşim, sen hiç üzülme, sıkma canını bunlar da gelip geçecek. Bizi neyle suçlayacaklar, ortada ne var? Hiç bir şey, bunların hepsi bir gözdağı. Haddini bil çizmeyi aşma, bu gibi sorunlar, taşrada çok yaşanan şeyler. Bu ve bunun gibi sorunları büyük şehirlerde yaşamazsın. Çünkü küçük yerleşimlerde herkes birbirini gayet iyi tanır Ve bunların içinden, bizim gibi düşünmeyenlerin, karşıtları Uğraşacak fazla bir şey bulamadıkları, için durmadan kuyunu Kazarlar, bu hep böyle gelmiş, böyle de gidiyor. Amma bu böyle gitmemeli, değişen dünyada her şey değişiyor. Biz de değişip yerimizi almalıyız Topalım.” “Tabii almalıyız Sefil. Peki biz şimdi neyin kavgasını yapıyoruz? Biz eskiyle yeninin, kavgasını verdiğimiz için birileri Rahatsız. İşte bunlar bizi korkutursa, yıldırır sindirirse meydan zaman onlara kalır. Onlar yıkıntı bülbüleri, rahat ötemedikleri İçin  ondandır çığırtkanlıkları. Sen hiç sıkma canını bunlar da gelip geçecek, biz, bu güne kadar Neler yaşadık, neler gördük, diyceksin ki “Sen daha önce bunları Yaşadın mı?” Hayır yaşamadım. Amma bütün boş zamanlarımda Radyo, TV, haberlerini dinler ayrıca basını hep okur izlerim. Bütün bunları aynen yaşamış gibi daha önceleri hissettim. Bugün bu gün Bunları biliyorsam, metanetle karşılıyorsam, gayıptan haber almıyorum. Üç aşağı beş yukarı, kimin ne yapacağını, kimin ne diyeceğini biliyorum. Sana “Düşlerim masallarım”dan biraz okuyayım mı?” “Elbette çok güzel olur, belki bu sitres’e  iyi gelir.” DÜŞLERİM - MASALLARIM Kızım Yahut oğlum Benim doğup büyüdüğüm köy Bağlı olduğum şehir Denizlere çok uzaktı Yanındaydı dağların Deniz gibiydi gökyüzü Doğaysa cennetti Yaşamsa o zamanlar Daha kutsaldı İnsanlar onurluydu Gösterişsizdi Ve daha sadeydi Ben bütün bu güzelliklerden Onlarca yıl uzak kaldım Yaşamımın baharında Göçerlik çaldı kapımı Katıldım göç kervanına Amma ben bütün Bu güzelliklerin yaşandığı yerde Başka şeyler de öğrendim Korkuları Kırılganlığı Çekingenliği Suskunluğu Olgunluğu Tepkisizliği de öğrendim. Tam elli beş yıldır Bunları madalya gibi yanımda taşıyorum Bu yaşadığım ve örneklediğim yanlışlar Ne bir kültürdü Ne bir gelenekti Düpe düz sindirilmenin Bir parçasıydı Oysa korkunun, ecele hiç bir faydası yoktu Çünkü korkular aydınlatmazdı  dünyayı İşte ben bu korkularla Çıktım yola Bu korkuların ne doğduğum Ülke’ye Ne de yaşadığım memleketlere Hiç bir faydası olmadı Ne de doğru dürüst bir yaşam kurabildim. Bu korkular her zaman kesti yolumu Eğer bilerek veya bilmeyerek Öğrettimse bu korkuları size Unutun silin belleğinizden Beni de bağışlayın Bilirsiniz özür dilemek bir erdemdir. Sizden özür diliyorum. Kızım Yahut oğlum Dinleyeceklerinizi seçin Daha çok okuyarak öğrenin Dini de öğrenin Daha çok toplumsal Sosyal yanlarına bağlı kalın Birleştirici kültürel yanlarını öğrenin Herkesin de sizin gibi insan olduğunu unutmayın Daha çok insanı sevin Doğrulara bağlı kalın Vicdanınızın ve yüreğinizin Sesini dinleyerek verin Verdiğiniz bütün kararları Şunu unutmamanızı isterim Doğrular bazan ayrıntıda gizlidir. Geçen yıl  yıllık izinimi Ülkemde geçirdim Sanki o gökyüzü aynı gökyüzü değildi irili ufaklı dereler Koyaklar Tepeler ve dağlar Kendine benzemiyordu sanki Her gördüğüm nesne Her gördüğüm çehre Beni yargılıyordu Sanki ben kendime benzemiyordum güzelim köy geleneksel yapısının bile gerisindeydi Evler ören Yollarsa patikaya dönüşmüştü Ne iç mimaride, ne dış görünümde Ne bir gelişme, ne bir silkinme vardı Hiç bir artı değer yoktu ortada Köyün ilkokulu bile kapanmıştı Aşklar Coşkular Sevgiler Muhabbetler Hiç yaşanmamış gibiydi Sanki sadece adı vardı bunların Umutsuzluk akıyordu yaşlıların yüzünden Mutsuzluk, göz yaşları vardı Çocukların gözlerinde Döndüğümde herkesi daha mutlu bulacağımı sanıyordum Şimdi bin pişmanım, onları bırakıp gittiğime. Paralılar Mevki sahipleri Eğer bir yere gideceklerse Bir şeyler alacaklarsa Ne sıraya girer Ne kuyruk beklerler Hep önüne geçerler birilerinin Zamanını çalarlar Yanlarından geçerken onları küçümserler Onur adına onur kırarlar Ve ne kadar çok acıdır ki Ne bir hayır diyen çıkar içlerinden Ne de bağıran Herkes suspustur Suçluya değil de, yere bakarlar İşte ondandır yüreğimin kanayışı Gökyüzü maviliğinin Kayboluşu ondandır. Seslerin bile rengi başkalaşmış Yüzler solmuş Kırılmıştı bütün aynalar Kimin ne dediği duyuluyor Ne de anlaşılıyordu. Bu tablo bir hançer gibi Yakıyordu gözlerimi Gördüğüm her şey içimi kanatıyordu Işığını yitirmişti gözlerim Sanki yollar kayıptı Her şeyi perdelemişti Siyah bir duman. Birdenbire yaşlanmıştım Sanki her şeyi kabullenmiştim Yenilgiyi Acemiliği Cahilliği Geri kalmışlığı Gereği kalmamıştı boş yere gururlanmanın Yaraları gizlemenin Sanki kapatılmıştım bir hücreye Kendi vicdanımda tutukluydum. Bu kadar kolay mıydı her şeyi kabullenmek? Peki yok muydu benim ideallerim? Tümüyle mi yitirmiştim direnme gücümü? Ne yapmıştım elli beş yıl Toplumum adına, kendi adıma? Dilimi Dudaklarımı Yakıyordu sorular. Ben de herkes gibi elimde olanla Yetinmeyi öğrenmiştim. Bozukları tamir etmiş Yırtıkları yamamış Eskileri yenilemeyi düşünmemiştim. Yeni bir arayış hiç gelmemişti aklıma Ne yönlerdirenim Ne yol gösterenim Ne de çevremde etkilenebileceğim Birileri vardı. Ben ya bunları birilerinin Bir gün gelip düzelteceğini Ve Ağaçsız parklarda kuş bekledim Çiçeksiz bahçelerde arı. Akarsular öyle aktı ben baktım Olanca yeşil de kurudu. Hemi ormanı doğradım Hemi yağmur bulutları aradım gökyüzünde. Ellerimi havaya açarak yağmur duasına çıktım. Ben her zaman bekledim Ne bir çaba harcadım Ne de emek verdim. Ben şu küçücük dünyamda Ne köyler, ne şehirler kurdum Ve birileri benim o küçücük Çocuk dünyama benden habersiz daldılar “Ne terbiyeli çocuk Ne uslu çocuk,” dediler Ben gençken, “Ne olgun genç,” dediler Ve ben şimdi yaşlandım Şimdi de “Ne sakin insan, Ne hoş görülü insan Döv söv eline al.” İşte görüyorsunuz Terbiye Hoş görü Olgunluk derken Ne hale gelmişim. Ne yaralar açılmiş yüreğimde Mümkün mü ur tutmuş yaraları kapatmak Siz evet demeden düşünün. Kendi kendinize düşündüklerinizi Yüksek sesle sorun. Biliyorsunuz en önemli an Yaranın açıldığı andır. Yanılgılar da yaralar insanı Gelir geçer diye, Geç kaldım diye ertelemeyin Düzeltmeye başlayın bir yerlerinden Gizlerin fındık kurdu gibi İçinizi kemirmesine izin vermeyin Gerektiğinde bağırın. En azından rahatlarsınız Yıkılmaz sandığınız o duvarlara Duymaz sandığınız o kulaklara Bağırın yarayı açanları uyarın Kapanmayacak yaraysa eğer Açık kalsın Kimse sizin hiç bir şeyin farkında Olmadığınızı sanmasın. Yürüyün üstüne Kafanızın yatmadıklarını tartışın. Kimseyi kıskanmayın Ne de kimse sizi kıskansın Daha güzel bir yaşam için Birbirinizi kıskandırın Arayışlarınız bitmesin Diplomat tebesümüne kanmayın Korkularınızı ve sorunlarınızı yenmek için okuyun Okumadan düşünmenin Düşünce üretmenin Mümkün olmayacağını Öğrenin ve herkese öğretin.” Kemal beyle, Şekip bey gelmişlerdir. Topal delinin okuduğunu görünce Sessizce girip otururlar, söz bitince de alkışlarlar. “Hüseyin Anadolu! Bu okuduğun harika bir eser. Biraz bahseder misin?” “Elbette bu okuduğum “Hayallerim- Düşlerim” adlı bir öykü şiirden.. Sizler çıkınca İki sivil geldi, biz Emniyet’teniz Şurayı imzalayın, sakın Bizden izinsiz Şehri de terk etmeyin, deyip gittiler.” “Allah Allah verin bir bakayım şu kâğıtta ne yazıyor?” Sefil kâğıdı uzatır Kemal bey kâğıdı okur. “Tarafımızdan araştırılmaktasınız Bizden haber gelene kadar şehri terk etmeyin. Sorularıma  doğru cevap verirseniz çok sevinirim. Daha önce her hangi bir soruşturmanız oldu mu?” “Hayır.” “Her hangi bir  siyasi bir cezanız var mı?” “Hayır.” “Öyleyse hakınızda bir şikayet vardır. Sizi veya Şekip beyi çekemeyen biri bir beyanda bulunmuştur Onlar da araştırmak zorunda kalmış olabilirler.” “Kim?” “Niye Bizi şikayet etsin ki Kemal bey... Ne benim, Ne de sanatçılarımın en ufak bir takıntısı yok ki. Neyse biz bütün bunları geçici bir süre unutup Alabalık yemeye Sağmaca’ya gidelim, yol üstü bizim aşcı Veli’ yi alalım o bize güzel bir piknik sofrası hazırlasın. Ha bir de Yadigâr öğretmeni’mi unutmayalım onun o hoş Sohbetini de özledim. Hem de Kemal beyle tanıştıralım. Yalnız bize bir engel çıkarmamaları için Savcılığa uğrayıp Gittiğimiz yeri bildirelim, dönüşte de bu konuyu çözeriz.” Şekip bey siz hiç üzülmeyin, bence hiç önemli bir konu değil. Giderken, Savcı bey’e bir merhaba deriz, biz dönene kadar, bu konu çözülür. Siz hazırlıklarınızı yapın gidelim nereye gideceksek.” Hazırlıklar biter, yol üstü Savcı bey’e uğrarlar. Kemal bey kendisini tanıtır, Savcı bey’e kartını bırakır. “Savcı bey, biz Sağmacaya balık yemeye gidiyoruz, size araba göderelim, mesai sonrası, sizi aldırtalım.” “Niçin olmasın Şefik bey. Araba göndermenize gerek yok. Ben oraları biliyorum, siz zahmet etmeyin ben gelirim.” Ayrılırlar. “Hiç hesapta olmayan Savcı da olacağına göre Kasaba uğramalıyız Kemal bey,” “Siz bilirsiniz Şekip bey.” Hazırlıklar biter. Sağmaca’ya varırlar. Balıklar alınır, masalar hazırlanır, ızgara hazır mangal yakılır. Balık tesisi ve etraf dolaşılır oranın tarihçesi anlatılır, sohbet Sohbeti açar, konular derinleşir ve masaya otururlar, etrafa mangalın Kokusu yayılır. Onlar gibi orada sekiz masa daha vardır. Gittikçe Söz sohbet koyulaşır. Sazlar kılıfından çıkarken Savcı bey de gelir. Hoş beşten sonra Sefil’in sesi yankılanır. Ağaçları kucaklar, Tepelere çarpar, kuş sesleriyle doğayla bütünleşir. “Allı turnam ne gezersin havada Kanadım kırıldı kaldım yuvada Ah gülüm gülüm, kırıldı belim Tutmuyor elim,Turnalar hey. Allı Turnam bizim el’e varırsan Şeker söyle, kaymak söyle, bal söyle Eğer bizi sual eden olursa Gözü yaşlı, boynu bükük, benzi soluk yar söyle Ah gülüm gülüm, kırıldı belim Tutmuyor elim, Turnalar hey. Bu muhabbet uzadıça uzar, söz döner dolaşır, Niçin şehir dışına çıkmaları Yasaklanır, bu soruyu sorması için Kemal bey’e bırakırlar. Kemal bey Söze, önce  ona getirdiği selamla başlar. “Sayın Savcı bey size, sayın  İstanbul vali’mizin selamını getirdim, size çok Selamları var, sizi çok özlediğini söylüyor, sayın valim sizden iyi olmasın Samimi, babacan, değerli bir insan, bizim de ara sıra, işten fırsat bulduğumuzda Bir araya gelebiliyoruz. Sağ olsunlar benim okul yıllarımdan en sevdiğim arkadaşımdır. Ben de onu Gerçekten çok özledim, buraya gelmeden biraz önce aradı, konuştuk kulaklarını çınlattık. Çok iyi dostmuşsunuz,Vali bey ikimizin de ortak dostu, Bu güzel dostluğun, beraberliğin Tanışıklığın şerefine, hoş geldiniz.” “Şimdi ben bu iki sanatçı dostumuzdan biraz bahsetmek istiyorum, ben sizleri daha önce izledim Gerçekten çok sevdim, çok yetenekliler, bunlar burada, kısa bir zaman sonra unutulur, unutulmasa da Bu günkü gördüğü ilgiyi görmeleri imkansız, burası küçücük bir yer bu halkın ne kadarı bu tür Sanatsal etkinliklere alışık? Alışık olanlar da, hep aynı şeyleri duymaktan, dinlemekten Kısa bir zaman sonra, kanıksar usanır, ara verir, işletmeci arkadaşımız, yeni müşteriler Bulmakta zorlanır, duyduğuma göre Kemal bey siz bu arkadaşları götürmek için Gelmişsiniz, buna çok sevindim, hem onlar adına, hem sizin adınıza.” “Aman sayın savcım siz Bunları nereden biliyorsunuz?” “Bakın Kemal bey, burası küçük bir yerleşim, şehrin bu başında bağır, o başındakiler duyarlar. Ayrıca bugün size bu şehri  bizden izinsiz, terk etmeyin, diye gelenlerden de haberdarım. Bu tebligatı niçin aldığınızı da size söyleyeyim mi? Topal deli,  “Çok seviniriz sayın savcım, suçumuz ne?” “Suçunuz oldukça çok ve ağır.” Bu söz üzerine, herkes birbirine bakar. Savcı bey ekler. “Sen türbanla ilgili bir şiir okumuşsun, Hüseyin Anadolu.” “Evet ben öyle bir şiir okudum amma suçlanacak, soruşturacak bir yanı yok Savcı bey!” “ “Sana göre öyle, amma burası küçük bir yerleşim olduğu için Karşıt görüşlüler, hemen birbirini ihbar ederler, sizi de bu şiirden dolayı Şikayet ettiler, amma ben işleme koymadım, amma size uyarı gönderdim. Eğer yenilerini yazar ve okursanız, sizi sokak ortasında döverler, ben zaten bu konuyu Şekip bey, Mahmut bey ve seni Hüseyin bey, çağırtıp konuşacaktım. Sizi şimdiden kutluyorum. Başarılarınızın devamını diliyorum. Bildiğim kadarıyla Kemal bey size güzel bir ortam hazırlamış, başarılı olacağınızdan eminim Kemal bey!” “Size de hayırlı olsun, başarılar diliyorum. Bir de son olarak şu şikayet unsuru şiir’i bir oku da, hep birlikte dinleyelim. “Emrin olur sayın savcım, bir de bur da okuyalım da, suçumuz ikiye katlansın.” Gülüşürler, kadeh kaldırırlar, bu arada, Topal deli Şiir’i bulur okumaya hazırdır. İNANAMAZSIN Bak da gör Diyor bana Duyularım Duygularım Sezilerim Nasıl akar Kor olur yakar Nereye koşar Kime nasıl bakar eski kulağı kesik Hem karşı çıkar Hemi de her gün Doğum günü kutlar Soru soran gördü mü Sakalını sıvazlar Sofralarında bir kuş sütü eksik Ah can! Nerede o eski mertlikler Yerinde yeller esiyor Kör oğluyla birlikte Geçip gitmiş Bunun adı da özgürlük Yeni yaşam Evine girerler bilemezsin Ve hatta Gönlüne Kalbine Akarlar göremezsin Onlar iki yüzlüdür Anında onları çözemezsin Bizim Türkümüzü söylerler Bizim gibi, inanamazsın Bizim şiirlerimizi okurlar Bizim gibi, uyanamazsın Anamın yemenisi Şimdi Türban Yarın burka Öbür gün ne? Sokaklarda Sarıklılar Sırıklılar Bir bir yıkılırken Cumhuriyetin kazanımları Takılmış dişlisine çarkın Üğütülürken Ulusal kültür Onlar suyu koymuşlar arka Ekonomi cepte Mühür elde Süleyman Kör oğlu da yok ki Kafa tutsun Ayvazın sesi yankılanır Çamlıbel’de Kimseler duymaz Bu gözler uyumaz Ay bacayı dolanır Kim çağdaş Kim çağcıl Kim yoldaş Kim bağcıl Kim sencil Kim bencil Kim öncül Ara, araştır Bul, bula bilirsen...” Savcı  “Kemal bey! Ne yazık ki Biz Cumhuriyet savcılarına Cumhriyetin savunucuları Hakkında suç duyurusu yapabiliyorlar Bizler hiç bir şey yapamıyoruz. Ülkemizin bir çok ilinde, ilçesinde olaylar yaratıp Komünistler, Aleviler,  dinsizler Mesela burada, Çorum’da Alaaddin Camii’ni yakıyorlar, diye yaygara yaptılar Biliyorsunuz bu Cami o zaman daha inşaat halindeydi. Vatandaşlarımızı birbirine düşürüp yüzlerce can almışlardır. Bugüne kadar her İktidar, birbirinin yanlışını kapata, kapata geldiler. Bir çok olayın seyircisi olduk, yüreğimiz burkula burkula cenazelere katıldık Her yanlışın veya cinayetin peşinden, bu olayın suçluları muhakkak bulunup Adalete teslim edilecektir, diye millet’e yalan Nutuklar çektik, oysa o cinayeti İşleyenler, cenaze törenindeydi. Ben sizi çok sıktım, moralinizi bozdum, ben sizin izin kâğıtlarınızı da hazırladım. Onları size vereyim de, biraz daha Türkü dinleyelim, son olarak siz doğru bildiğinizi Her yerde her zaman söyleyin, bizim yürekli savunuculara her zaman ihtiyacımız var. Söz yerini müziğe bırakır, ikili konuşmalar, yemeler, içmeler, Konudan konuya geçmeler Akşamın geç saatlerine kadar  sürer. Kemal bey, “Sayın savcım, bu suç biraz  da bizim değil mi? Bu işi yapanları halk bilmiyor mu? Bunların görevi sadece cenaze törenlerine katılmak mı? Niçin kabına çekilip, susuyor? Sıranın bir gün kendine geleceğini bilmiyor mu? Biraz da bu cumhuriyet karşıtlarının, susarak işini bizler kolaylaştırmıyor muyuz? Savcı bey       “Kemal bey siz haklısınız da, şöyle bir bakın vurulan Gazeteciler Bilim adamları soruşturmasına, bir yere kadar sürüyor, ondan sonra tıkanıyor. Bu da insanların gözünü korkutuyor. Tutuklanıp çıkanlar, insan öldürenler Yani katiller, Kahraman gibi karşılanıyor. Türkiye seninle gurur duyuyor, Sıloganlarıyla karşılanıyor, bu katillerin ve savunucularının hakkında bir işlem Yapılabiliyor mu? Hayır, peki bunların birileri tarafından korunduğu açık değil’mi? O da sizin sorununuz, sivil toplum örgütleri kurarak, Mücadeleyi daha geniş bir alana Yayacak olan sizsiniz, bütün bildiklerinizi, yetkililere kişi olarak değil bir sivil toplum Örğütü olarak niçin yazılı bir dilekçeyle, bildirmiyorsunuz, hiç bir şey için geç değildir. Bu günden yarına ertelemek geç olabilir. Artık kalkalım zaman bir hayli geç oldu. Şekip bey “Tabii efendim, haklısınız, kalkalım, bu arkadaşlar bu köylü. Bugün yarın
  • EVETÇİDİR MEHMEDİM
    Veresiye vermiş geri alamaz Koyduğunu koyduk yerde bulamaz Borçlulara sorsan der ki yaramaz Hayır bilmez evet’çidir Mehmedim Müşteriyle konuşurken utanır Görenler onu bir suçlu sanır Her ay başı defter elde dolanır Hayır demez evet’çidir Mehmedim Sıkıntı çökünce kalinka küser Onda yoktur kötülükten bir eser Borçluları bir bir selamı keser Hayır demez evet’çidir Mehmedim Geleni gideni hep o ağırlar Duymasa da hep hisseder sağırlar Ova Kalinka’da Mehmedin kırlar Hayır demez evet’çidir Mehmedim Yavruları yiğit her biri çağdır Kel tepe değil kendisi dağdır Kayıbı olsa da duyular sağdır Hayır demez evet’çidir Mehmedim Uzatma bu kadar noktala sözü Elbette utanır insandır özü Yerine getirir verdiği sözü Hayır demez evet’çidir Mehmedim Baştan sona Anadolu ağıdı El uzatır iş kurana kanıtı Cihan beyin şu Kurtça’nın anıtı Hayır demez evet’çidir Mehmedim                                 18.8.1997 / Hüseyin Uçar
  • Konuşun anılar

    Dur dediler orda durdum Anılardan okul kurdum Gurbet eller oldu yurdum Anılar şimdi nerdeyim?

    Hiç dolmadı boştur bardak Çalı çirpi kurdum çardak Pehlivanda bitmez perdah Anılar şimdi nerdeyim?

    Hayaller durmaz yol alır Geceler kapımı çalır Sitemler göksümde kalır Anılar şimdi nerdeyim?

    Beni bekler yollar hazır Özlemler beynimi kazır Hep bekledim gelmez hızır Anılar şimdi nerdeyim?

    Taşatan bak ecel yakın Sağına soluna bakın Kimseleri üzme sakın Anılar şimdi nerdeyim?

    11/03/2011.Hüseyin Uçar

  • Bölemem ben
    Gel dedin de gelmedim mi
    Öl dedin de ölmedim mi
    Gül dedin de gülmedim mi
    Her olaya gülemem ben
     

    Zanlı değil zanlı değil
    Eli hançer kanlı değil
    Öldürdünüz canlı değil
    Ne ararım bilemem ben
     

    Dalında  narlar kızarır
    Hasreti özlemi sarır
    Cehd edenler bir gün varır
    Demedim ki varamam ben
     

    Güzel elbet iyi niyet
    Yoksul ömür boyu diyet
    Hüseyin bu mu hürriyet
    Kan uykuyu bölemem ben.
     

     30.7.1976 / Hüseyin Uçar
     

     

  • Çağlamasam mı
    Geleceğe umut içimde isyan Sevinçle sevdayla çağlamasam mı? Bir acı haber mi bizim illerden Dövüne dövüne ağlamasam mı? Omuz versem şu dağlara yaslasam Sevinir mi sinem şehrin ıslasam Diyar-ı gurbette ayrı kışlasam Sinemi kor ile dağlamasam mı? Esen rüzgar, yağan yağmur yön bulur Hüseyin gül gibi açtı da solur Çırpına çırpına yolları yolur Dikilen dağlara hoğlamasam mı? 31.7.1975 / Hüseyin Uçar
  • Çağlara yol olmuş gitmiş
    Ayrılık, ikilik aldı yürüdü Şu genç ömrüm hak yolunda çürüdü Bedrettinler, Börklüce’ler  var idi İnanın çağlara yol olmuş gitmiş Daha devam edek bakak tarihe Lüzum yoktur kurban bizde tarife İşkencede nice nice arife O güzel kanları göl olmuş gitmiş Evrensel oluşum kavramı bunlar Pir Sultan Abdal’ım sehpada onlar Kurtuluş bilimin ışını canlar Efil efil esen yel olmuş gitmiş Haksızlığa hayır diyen canlarım Onlarla döküldü benim kanlarım Faşizmin elinden sanma yanlarım Kardaşlar ölümsüz dil olmuş gitmiş İnanan yılar mı işkence, damdan Halkımız kan ağlar usandı zamdan Boynumuzda güller bitti idamdan Buram buram kokan gül olmuş gitmiş.  20.11.1978 / Hüseyin Uçar
  • HORLAMAK NE?
    Dört kitaptan üstün müyüm? Üstün isem horlamak ne? Bir put muyum, büstün müyüm? Canlı isem hoğlamak ne? Yaz baharın gülü müyüm Diri miyim, ölü müyüm Anlayışsız biri miyim Dinlemeden zorlamak ne? Gökte uçan bir kuş muyum İniş miyim, yokuş muyum Viranede baykuş muyum Varlı varsız vırlamak ne? Tuna gibi nehir misin Bozkır mısın, şehir misin Hadi, desem gelir misin Şu özlemi korlamak ne? Tarlalarda başak mıyım Kapınızda uşak mıyım Yar belinde kuşak mıyım Delikleri zorlamak ne? Kafesinde bülbül müyüm Bahçenizde bir gül müyüm Lale miyim, sümbül müyüm Akşam sabah oklamak ne? 05.05.1971 / Hüseyin Uçar
  • Adalettir yüküm dünya
    Kimi alsın kimi satsın
    Geceyi gündüze katsın
    Gurbet eller gayri batsın
    Başlar bir gün söküm dünya
     

    Serini yerinde bırak
    Kutuplar sanılmaz ırak
    Dermansız dertleri sarak
    Bire bin dem döküm dünya
     

    Sen sen isen ben de benim
    Toprağa gark olur tenim
    Hile ile geçen günüm
    Bir çıkılmaz büküm dünya
     

    Hüseyin bu gençlik geçer
    Ömür mahsulünü biçer
    İnsanlığı vicdan ölçer
    Adalete yüküm dünya.
     

    16.6.1976 / Hüseyin Uçar
     

  • MUHTARIN ARDINDAN
    Dostlar ağlayıp da düşman gülecek Zalim felek niçin gençler ölecek? Muhtar göçtü, muhtar bulsun körücek Bağışlayın beni kavuşamadım Kanatlandım ama kavuşamadım. Aht edene Alp dağları düz yazı Anlamaz sözümden arifler bazı Çal Dertli Ali, dertli çal sazı Kanadım kırıldı kavuşamadım. Neden böyle bilmem yakam ellerde Niçin uzun ömür bakar körlerde Göçmen olduk bilinmedik yerlerde Bağışlayın n’olur kavuşamadım. Bir büyük teselli küçük Muharrem Hiç düşman olur mu Aslı’yla Kerem Elimden gelirse uçuklar örem Çok istedim ama kavuşamadım. Küçüğün adına diyelim muhtar Elbette altını sarrraflar tartar Aslan yatağında bir aslan yatar Kanatlandım ama ulaşamadım Kara haber el ayağımı bağladı Hüseyinim yüreğini dağladı Öfke bastı hüzün çöktü ağladı Çok özlemler duydum ulaşamadım İstesem de yine kavuşamadım.
     
    06.07.1991 / Hüseyin Uçar
  • YARINLAŞ ÖMRÜM
    Ne ararsan canım, özünde ara Ne anlatsan duymaz, sağır duvara Cahille düşmeden aynı kulvara Aradıgın bulda, yarınlaş ömrüm.. Umudun yerini, yalan almasın O güzelim aklın, dünde kalmasın Yeter dert gasafet, bizi bulmasın Aradıgın bulda, yarınlaş ömrüm.. Kuru yaprak gibi sarardıgını Tükenen mum gibi karardıgını Daha görmeyeyim, bunaldıgını Aradıgın bulda, yarınlaş ömrüm.. Bundan geri, katlanamam belana Jetlerimi, indiremem alana Daha tahamülüm, yoktur yalana Aradıgın bulda, yarınlaş ömrüm..
    31-01-2008 Karlslunde.Hüseyin Uçar.